Ankara, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde ev sahipliği yapacağı NATO toplantısıyla bir kez daha uluslararası gündemin merkezinde yer alıyor. Toplantı, Türk burjuvazisinin ABD ve NATO ile olan stratejik bağlılığını simgeleyen bir adım olarak değerlendiriliyor.
Türkiye, Kurtuluş Savaşı yılları hariç, tarihsel olarak iktidarını ve sömürü düzenini korumak için ABD’nin himayesine sığınmış bir görüntü çiziyor. 1952 yılında NATO’ya katılan ülke, o günden beri ittifakla olan bağlarını sürdürdü. Hatta 1960 darbesinin ardındaki aktörler bile, ihtilal bildirisinde NATO ve CENTO’ya bağlılıklarını vurgulamıştı.
NATO’nun kuruluş amacı, II. Dünya Savaşı sonrasında ABD liderliğindeki kapitalist kampı sosyalist bloktan korumak ve baskı altına almak olarak öne çıkıyor. Türkiye, bu blok dışında kalabilecek ülkelerden biri olmasına rağmen, burjuvazinin ABD gücünü kullanarak halka hükmetme ve muhalefeti bastırma arzusuyla NATO’ya katıldı. Kore Savaşı’nda 21 bin 212 Türk askeri görev yaptı; 724’ü hayatını kaybetti, 2 bin 147’si de yaralandı. Bu askerler, ABD’nin Kore’deki varlığını desteklemek için savaştı.
Günümüzde de iktidar ve ana muhalefet, NATO’ya bağlılıklarını sürdürüyor. Toplantı öncesinde Ankara’daki hazırlıklar, hükümetin NATO’yu ağırlamak için gösterdiği çabayı gözler önüne seriyor. NATO’nun varlığı, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla sona ermesi gereken bir yapı olmasına rağmen, emperyalist sistemin devamı için varlığını sürdürüyor.
Türkiye’nin NATO üyelik süreci ve bu üyelikle ilgili tarihsel tartışmalar, ülkenin dış politika ve iç siyasi dinamiklerinde önemli bir yer tutmaya devam ediyor.