İsrail, yaklaşıkan seçimlerle birlikte sadece bir hükümet değişikliğinden öte, devletin geleceğine dair geniş bir tartışmanın eşiğinde duruyor. 7 Ekim saldırıları sonrası toplumun güvenlik anlayışı, devlet yönetimi ve dış politika tercihleri seçimlerin merkezine oturdu. Güvenlik uzun yıllar İsrail siyasetinin bel kemiği olsa da artık ekonomi, toplumsal adalet ve uluslararası ilişkilerle iç içe geçmiş durumda.
Anketler, Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki sağ ve ultra Ortodoks blokun mecliste çoğunluğu kaybedebileceğini işaret ediyor. Ancak muhalefetin de ortak bir çizgide birleşmesi kolay olmuyor. Eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’un partisi ve Naftali Bennett-Yair Lapid ittifakı, Netanyahu’yu devirmenin yanı sıra devlet kurumlarına güveni yeniden inşa etmeyi hedefliyor. Güvenlik konusunda muhalefet, Netanyahu’dan daha yumuşak bir tutum sergilemiyor; aksine askeri gücün hangi siyasi amaçlar için kullanılacağına odaklanıyor.
Seçimin kırılma noktalarından biri, ultra Ortodoks (Haredi) gençlerin askerlik muafiyeti. Gazze savaşında ordunun personel açığı yaşamasına rağmen on binlerce Haredi gencin muaf tutulması, toplumda adalet tartışmalarını alevlendirdi. Bu durum, Likud’un önde gelen isimlerinden Yuli Edelstein’ın partiden istifa etmesine bile yol açtı. Ekonomi de seçmenin gündeminde üst sıralarda: Savunma harcamalarının artışı, konut fiyatları ve hayat pahalılığı, savaşın maliyetiyle birleşince kamu kaynaklarının kullanımını da tartışmaya açtı.
Dış politikada ise İsrail’in diplomatik yalnızlığı dikkat çekiyor. ABD ile ilişkilerin kişisel liderlik bağlarından kurumsal bir zemine taşınması, muhalefetin öne çıkardığı vaatler arasında. Seçmen, güvenliğin yanı sıra uluslararası meşruiyetin de ulusal güç için önemli olduğunu tartışmaya başladı. Kamuoyu araştırmaları, merkez sağ seçmenin bölgesel normalleşmeye ve diplomatik açılımlara daha olumlu baktığını gösteriyor. 2026 seçimleri, İsrail’in savaş sonrası devlet modelini belirleyecek bir dönüm noktası olma özelliği taşıyor.
