Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da gerçekleşecek NATO Zirvesi öncesinde önemli açıklamalarda bulundu. Konuşmasına, Madımak ve Başbağlar katliamlarının 33. yıl dönümünü anarak başlayan Kılıçdaroğlu, bu iki olayın Türkiye'nin derin acıları olduğunu ve unutulmaması gerektiğini vurguladı.
Kılıçdaroğlu, küresel güç dengelerinin ve uluslararası ilişkilerin yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye'nin yeni dünya düzenindeki konumunu sorguladı. Türkiye'nin hiçbir küresel rekabetin edilgen unsuru, hiçbir gücün ileri karakolu veya hiçbir ülkenin stratejik taşeronu olmayacağını net bir dille ifade etti. Dış politika anlayışlarının merkezinde ideolojiler yerine milli çıkarların, hamasi söylemler yerine devlet aklının ve günübirlik hesaplar yerine Cumhuriyet'in ikinci yüzyılını inşa edecek uzun vadeli stratejik vizyonun bulunduğunu belirtti.
Dünyanın tek kutuplu olmaktan çıktığını ve Atlantik dünyası yeniden yapılanırken Asya'nın küresel ekonominin ağırlık merkezi haline geldiğini dile getiren Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin bu büyük dönüşümü tribünden izleyemeyeceğinin altını çizdi. Türkiye'nin Karadeniz, Akdeniz, Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu'nun kesişim noktasında olması nedeniyle sıradan bir coğrafyada bulunmadığını vurgulayarak, ülkeyi yalnızca bölgesel bir güç olarak değil, "Stratejik merkez ülke" olarak gördüklerini ifade etti.
NATO Zirvesi'ne ilişkin görüşlerini de paylaşan Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin NATO'nun güçlü ve güvenilir bir müttefiki olduğunu, bu konuda bir sorun bulunmadığını söyledi. Ancak Türkiye'nin bu masaya kimseden onay almak için değil, kendi tarihinden, coğrafyasından, devlet aklından ve millet iradesinden aldığı güçle oturduğunu belirtti. CHP'nin bakış açısını "Türkiye NATO üyesidir; fakat NATO'nun ileri karakolu değildir" sözleriyle özetledi.
Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin bağımsız bir dış politika izlemesi gerektiğini vurgulayarak, Avrupa güvenliğinin parçası olmasına rağmen Avrupa'nın çevresinde bekletilecek bir ülke olmadığını ifade etti. ABD ile kurumsal müttefiklik ilişkisi sürdürülürken hiçbir büyük gücün stratejik taşeronu olunmayacağını, Rusya ve Çin ile de konuşulacağını ancak hiçbir gücün yörüngesine girilmeyeceğini kaydetti. Bu vizyonu "bağımsız, kurumsal ve üretken bölgesel bir güç Türkiye" olarak tanımladı. Türkiye'nin bağımsızlığını otomatik hizalanmama, kurumsallığını dış politikayı kişisel ilişkilere teslim etmeme, üretkenliğini ise kendi coğrafyasından güç devşirmekle kalmayıp teknoloji, savunma, diplomasi gibi alanlarda kapasite üretme olarak açıkladı.
Kılıçdaroğlu, Ankara Zirvesi'nin bir iktidar başarısı ya da lider fotoğrafı meselesi olmadığını, Türkiye'nin gelecekteki stratejik konumu ve büyük güç rekabetinde kendisine biçilen rolü kabul edip etmeyeceği ya da kendi bağımsız karar alanını güçlendirip güçlendirmeyeceği meselesi olduğunu belirtti. Türkiye'nin görevinin savaşları önlemek, enerji ve tedarik hatlarını güvence altına almak, Karadeniz'den Ortadoğu'ya kadar istikrar üretmek olduğunu vurguladı. Bu duruşu "cumhuriyetçi stratejik özerklik" olarak nitelendiren Kılıçdaroğlu, NATO güvenliğinin yalnızca Baltıklar ve Doğu Avrupa'dan ibaret olmadığını, Türkiye açısından Suriye, Irak, terör örgütleri, göç ve enerji hatları gibi konuların da güvenlik mimarisinin parçaları olduğunu dile getirdi. Türkiye'nin bu konuları şikayet diliyle değil, NATO'nun stratejik bütünlüğünü hatırlatan kurucu bir dille anlatması gerektiğini sözlerine ekledi.
