Kamu özel işbirliği (KÖİ) modeli kapsamında hayata geçirilen yap-işlet-devret (YİD) projeleri, Türkiye'de altyapı yatırımlarının önemli bir parçası haline gelmiş durumda. Ancak bu projelerin finansman yapısı ve Hazine tarafından verilen garantiler, kamuoyunda ve siyasi çevrelerde sıkça tartışılan konular arasında yer alıyor. Son verilere göre, Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın bu projelere yönelik sağladığı borç üstlenim taahhütlerinin toplam tutarı yaklaşık 21.6 milyar dolara ulaştı.
Bu rakamın artmasında, geçen yıl imzalanan üç yeni borç üstlenim anlaşması etkili oldu. Söz konusu anlaşmalarla birlikte, Hazine'nin gelecekteki olası mali yükümlülükleri daha da genişlemiş oldu. Borç üstlenim taahhütleri, projenin finansmanını sağlayan kreditörlere, proje şirketinin borcunu ödeyememesi durumunda Hazine'nin devreye gireceğini garanti eden bir mekanizma olarak işliyor.
Türkiye'de borç üstlenim anlaşmalarının geçmişi 2012 yılına kadar uzanıyor. Bu tarihten itibaren çeşitli büyük ölçekli altyapı projelerinde, özellikle otoyollar, köprüler, havalimanları ve şehir hastaneleri gibi alanlarda KÖİ modeli tercih edildi. Bu modelin temel amacı, kamu kaynakları kısıtlıyken özel sektörün finansman ve işletme tecrübesinden faydalanarak projelerin daha hızlı tamamlanmasını sağlamak olarak belirtiliyor.
Ancak muhalefet partileri, KÖİ modelinin Hazine'ye ve dolayısıyla vergi mükelleflerine büyük bir yük getirdiğini savunuyor. Özellikle döviz bazında verilen garantiler ve taahhütler, kurdaki dalgalanmalar nedeniyle kamu maliyesi üzerinde öngörülemeyen riskler oluşturduğu yönünde eleştiriler dile getiriliyor. Bu eleştiriler, projelerin fizibilite çalışmaları ve sözleşme şartlarının şeffaflığı konularında da yoğunlaşıyor.
Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın açıkladığı bu son rakamlar, KÖİ projelerinin kamu maliyesi üzerindeki etkilerinin ve bu modelin uzun vadeli sürdürülebilirliğinin yeniden değerlendirilmesi gerektiği tartışmalarını alevlendirecek nitelikte. Projelerin faydaları ile Hazine'nin üstlendiği riskler arasındaki denge, kamuoyunun ve siyasetin gündemindeki yerini korumaya devam ediyor.
