Türkiye'de son dönemde, tarihçilerin görsel ve sosyal medya platformlarını kullanma biçimleri üzerine yoğun bir tartışma yaşanmaktadır. Bu tartışma, özellikle Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın vefatının ardından daha da alevlenmiştir. Gündemdeki temel konu, bazı tarihçilerin geniş kitlelere ulaşmak amacıyla medyayı aktif kullanırken, ilgi çekici iddialarda bulunmaları ve polemik yaratmalarıdır. Akademik tarihçilerin önemli bir kısmı ve toplumun belirli kesimleri bu durumdan rahatsızlık duyduğunu belirtirken, izlenme ve etkileşim rakamları, genel kitlenin bu yaklaşımdan memnun olduğunu göstermektedir.
Aslında tarihin geniş kitlelere ulaştırılması ve popülerleştirilmesi yeni bir olgu değildir; aksine, akademik tarihçilik daha yeni bir disiplindir. Tarihin babası olarak kabul edilen Heredot'un eserleri, sessizce okunmak yerine topluluk önünde yüksek sesle anlatılmak üzere kaleme alınmıştır. Benzer şekilde, Heredot'u popülist bulan ve kendini daha ciddi bir tarihçi olarak konumlandıran Tukidides'in "Peloponez Savaşları" adlı eseri de dil ve üslup olarak ağır olmasına rağmen, yüksek sesle okunup tartışılmak amacıyla yazılmıştır. İlk tarih eserlerinde, tarihi olaylar ilgi çekici hikayelerle bir arada sunulmuştur; Heredot Mısırlı ve Babillilerin cinsel yaşamlarını anlatırken, Tukidides savaşın kritik anlarını diyaloglarla aktarmıştır.
On dokuzuncu yüzyılda tarih, üniversitelerde akademik bir disiplin haline geldiğinde bile, halkın ilgi ve talepleri doğrultusunda hikaye anlatımını tarihle birleştiren popüler tarihçilik varlığını sürdürmüştür. Hatta popüler tarihçilik, gelişen teknolojinin sunduğu imkanlardan daha iyi faydalanmıştır. İlk gazeteler ve dergiler ortaya çıktığında, tarihin ilginç kişi ve olaylarına özel bölümler ayrılmıştı. Okuryazar ve güzel konuşan kişiler, bu yayınları çarşı ve kahvehanelerde yüksek sesle okuyarak Heredot geleneğini devam ettirmişlerdir. Gazeteciler satışları artırmak için tarihi konulardan yararlanırken, tiyatronun yaygınlaşmasıyla oyun yazarları (örneğin Shakespeare) tarihten senaryoları için ilham almıştır.
Okuryazarlık oranının artmasıyla birlikte radyo, sinema ve televizyonun hayatımıza girmesi, popüler tarihçiliğe yeni alanlar açmış ve tarihi roman, oyun ve filmlere olan talebi artırmıştır. Bu yeni imkanlar, bazı akademik tarihçileri de yeni teknolojileri kullanmaya teşvik etmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerika ve İngiltere'de savaş propagandası için tarihçilere görev verilmesi, savaş sonrası radyo ve televizyon programlarına katılımlarının önünü açmıştır. Ancak tarihin popülerleştirilmesi ve farklı araçlarla geniş kitlelere ulaşması, her dönemde akademik tarihçilerin çoğunu rahatsız etmiş ve sert eleştirilere yol açmıştır. Onlar, tarihin hikayeye dönüştürülmesini, çarpıtılması ve tahrif edilmesi olarak görmüşlerdir.
Popüler tarih ürünlerinde, özellikle tarihi roman ve filmlerde ciddi sorunlar bulunsa da, akademik tarihçilerin eleştirileri genellikle edebiyatçılar, oyun yazarları ve film yapımcıları yerine, meslektaşları olan tarihçileri hedef almaktadır. Bu tarihçiler, mesleki esaslara uymamakla ve disipline ihanet etmekle suçlanmaktadır. İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana bazı tarihçilerin geniş kitlelere ulaşmak için yazılı ve görsel teknolojiden faydalanmasına rağmen, bu tartışmanın günümüzde neden daha çok alevlendiği sorusunun cevabı, internet ve akıllı telefonlar aracılığıyla sosyal medyanın hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelmesinde yatmaktadır.
Sosyal medya platformları, tek bir paylaşım veya videoyla milyonlara kolayca ulaşma fırsatı sunmaktadır. Televizyon, radyo ve sinemadan farklı olarak, özel şirket veya kuruluşlar aracılığıyla yayın yapma zorunluluğu da bulunmamaktadır. Akıllı telefon kullanıcıları, merak ettikleri konuları artık kitap, ansiklopedi veya ciddi web sitelerinde aramak yerine, kolay yoldan sosyal medyadan öğrenmeyi tercih etmektedirler. Başlangıçta bu talebi, tarih eğitimi veya altyapısı olmayan girişimciler karşılamış ve şöhret ile para kazanmışlardır. Zamanla bazı akademik tarihçiler de bu fırsattan yararlanarak sosyal medyada yer almaya başlamış, hatta bazı üniversite ve kurumlar bünyelerindeki tarihçileri sosyal medya hesapları açmaya ve akademik çalışmalarını paylaşmaya teşvik etmiştir. Sosyal medya, kısa sürede tarihçilerin birbirleriyle haberleşmek için de alternatif bir kanal haline gelmiştir.
Asıl sorun, tarihçilerin mesleki açıdan sosyal medyayı kullanması değil, bazı akademik tarihçilerin popüler tarihçiliğe kayarak bu platformlarda milyonlara hitap etmesidir. Temel endişe, daha çok ilgi ve takipçi çekmek uğruna tarihin tahrif edilmesi, aşırı basitleştirilmesi ve bir nevi sloganlaştırılmasıdır. Eleştirilmesi gereken asıl nokta, siyasi ve mali kazanç elde etmek amacıyla tarihin çarpıtılmasıdır.