NATO'nun 36. zirvesi, ABD Başkanı Donald Trump'ın katılımıyla Türkiye'nin başkenti Ankara'da başladı. ABD Bağımsızlık Günü kutlamalarının ardından Ankara'ya gelen Trump'ın, ittifakın 75 yıllık tarihindeki en tartışmalı zirvelerden birine başkanlık edeceği endişeleri dile getiriliyor. Trump'ın, NATO'nun ABD'yi on yıllardır "sömürdüğü" yönündeki inancını sürdürdüğü belirtilirken, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, ABD Başkanı'nın zirveye daha yapıcı bir ruh haliyle geleceği yönünde güvence vermeye çalıştı.
Rutte, zirvenin "verilen sözleri yerine getirmekle" ilgili olacağını vurgulayarak, üye devletlerin savunma harcamalarını gayri safi yurt içi hasılalarının yüzde 4 ila 5'ine çıkarma taahhütlerine dikkat çekti. Bu talep, Trump'ın Beyaz Saray'a gelmesiyle birlikte ittifak üyelerine dayattığı temel konulardan biriydi. Ancak Almanya (2029) ve Kanada gibi ülkeler arasında hedefe ulaşma süreleri farklılık gösteriyor. Fransa'da ise yaklaşan seçimler nedeniyle radikal solcu Jean-Luc Mélenchon'un ittifaktan çekilme söylemleri ve aşırı sağcı Marine Le Pen'in belirsiz duruşu, ülkenin taahhütlerini sorgulatıyor.
NATO'nun sorunları sadece fon eksikliğinden kaynaklanmıyor; ittifakın askeri harcamaları küresel ortalamaların üzerinde seyrediyor. Uzmanlar, yalnızca harcamaları artırmanın bu "yaşlanan ve modası geçmiş" kuruluşu kurtaracağına dair kanıt olmadığını belirtiyor. Mark Rutte'nin Donald Trump ile başa çıkma konusundaki "Rutte tarzı" diplomatik yaklaşımı, Trump'ı müttefiklere yönelik sözlü saldırılarını azaltmaya ve Ankara'da iki gün kalmaya ikna etme çabalarıyla öne çıkıyor.
Ankara zirvesinin, Fransa'daki G7 zirvesine benzer şekilde, somut sonuçlar yerine hatıra fotoğrafları ve sembolik etkinliklerle sınırlı bir "başarı" elde etmesi bekleniyor. Zirvenin ana gündem maddeleri Ukrayna, askeri üretim ve Ortadoğu olarak belirlendi. Ukrayna konusunda, savaşın uzun sürebileceği ve Rusya'nın kaynak yetersizlikleri nedeniyle kazanamayacağı öngörülürken, NATO'nun daha fazla adım atması pek olası görünmüyor. Askeri üretim cephesinde Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Kanada gibi büyük üyeler arasında "aslan payını" almak için rekabet yaşanıyor.
Ortadoğu meselesi ise Washington'ın İran'a karşı yürüttüğü savaşın yarattığı çatlakları onarma ve müttefiklerinden manevi destek alma girişimi olarak değerlendiriliyor. Bölgede barış için yeni bir plan konuşmak, geçmişteki başarısızlıklar göz önüne alındığında zorlu bir süreç olarak görülüyor. Zirveye ev sahipliği yapan Türkiye'nin ise, Birinci Dünya Savaşı sonrası imzalanan Lozan Anlaşması ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nden kurtulma arayışında olduğu ve Irak, Suriye ve Filistin'in bazı bölgelerinde "denetim ve himaye hakkını" yeniden kazanmayı hedeflediği belirtiliyor.